.

On 25 Aralık 2014 Perşembe 0 yorum

Bursaspor'a UEFA'dan 1 yıl men cezası geldi.
Sanırım bu kulübü yönetenler dışında kimse buna şaşırmadı.

Zira sen;
Tüm uyarılara rağmen...
Yılda 100 milyon TL'nin üstünde paranın döndüğü bir spor kulübünü 'tek' muhasebeci ile idare etmeye çalışırsan,
"Spor ekonomisti alın" önerilerine kulak tıkarsan,
Tüm önerilere rağmen...
Avrupa'da mücadele eden koskoca kulübe, kurumlardan e-maille reklam isteyecek kapasitede personelleri doldurursan,
Sana Barcelona'yı kurumsal anlamda Barcelona yapan adam ile tüm anlaşmalar yapılıp işe başlamaya hazır olduğu iletildiğinde sırt dönüp, aynı göreve maç varken Kültürpark'ta okey masasında keyif yapanları getirirsen,
Sana bu düzeyde profesyoneller ile bağ kurmanı sağlayabilecek kapasitedeki insanları kulübün kapısının önünden geçmemeyi düşünecek kadar kırar, yüzüstü bırakırsan,
Tüm iyi niyetlere rağmen...
Gecesini gündüzüne katıp sana projeler getirenlere,
Kulübün bugünüyle değil de geleceğiyle ilgilenenlere kırmızı kart gösterip, onların Bursaspor için 'Bursaspor'a rağmen' birşeyler üretmekten vazgeçmesine sebebiyet verirsen,
Tüm yanlışlarına rağmen...
30 yaşına merdiven dayamış 'ne yapacağı belirsiz' oyuncularla 3'er, 4'er yıllık sözleşmeler imzalayanları ve
Kulübü göz göre göre sportif hamleleriyle borç yatağına, saha dışı hamleleriyle de itibar kaybına sürükleyenleri hem mali, hem de idari yönden ibra edersen;

UEFA cezayı verir, sana da şaşırmak değil de, ancak ve ancak diz dövmek düşer.
Neymiş; Genel Kurul affetse bile demek ki UEFA affetmiyormuş.

Her neyse.
Zaman öyle dar ve imkanlar öyle kısıtlı ki...
Cezanın gelmesinde kimlerin suçu olduğunu, cezanın nasıl geldiğini konuşmaktan çok konuşulması gereken asıl konu; bu mali darboğazdan nasıl çıkılacağı.
Kimse kusura bakmasın...
Yapılan her çağrı kuşkusuz iyi niyetle ve Bursaspor'un yeniden düzlüğe çıkabilmesi içindir fakat çıkış yolunu düzenlenecek yardım gecelerinde aramak iyimserlik, topu sanayicilere atmak ve yalnızca onları suçlamak da gerçekleri görmemezliktir.
Birine bir şey için baskı yapılacaksa, bunun adresi 'acil çözüm için' sanayi bölgelerinde değil, şehrin göbeğindedir.
Bursaspor için en acil ve en kalıcı çıkış yolu(bakın bu ikisine, beraber kolay rastlanmaz) stadyumdaki yetki devri sorunun bir an önce halledilmesidir.
Çünkü, senin gibi hedefini şampiyonluk olarak belirleyen ve senin stadının temel atma töreninden tam iki buçuk sene sonra yeni stadının inşasına başlayan Beşiktaş, Avrupa'da kimsenin inşaatından dahi haberdar olmadığı bu stadın isim hakkını çoktan satmış, 146 locadan 138'ini 3'er yıllığına elinden çıkararak kasasına şimdiden 100 milyon Dolar'ı koymuş iken, sen mimarisi ile Avrupa'nın gündemine oturmuş stadına daha bırak isim sponsoru bulmayı, sponsorsuz haliyle dahi ne isim koyacağına karar verememişsen, "Yapılacak" denen yetki devri bir türlü yapılmadığı için daha loca-kapı ismi-dükkan satışlarına dahi başlayamamış isen, Bursaspor'un hem bugününden, hem de geleceğinden çalıyorsun demektir.

Fakat vakit aksine, yakalardaki rozetlerin gereğini yapma vaktidir.

On 30 Mayıs 2014 Cuma 0 yorum

Kongre geçti, gitti..
Recep Bölükbaşı, 2015 Mayıs'ına dek Bursaspor'u idare etmek için camiadan yetkiyi aldı ve artık başkanlık koltuğunda o var.
Seçim öncesi ne oldu, ne bittiyse bir kenara itme ve destek çıkma vakti.
Çünkü sokakta "Ne olacak bu Bursaspor'un hali?" diye sorduğunuzda neredeyse herkesin verdiği "Bu dönemde toparlayamazsak eski günlere geri döneriz" cevabı, gerçekten realist bir bakış gibi görünüyor.















Borçlarını ödemek için 'acil' gelir kaynaklarına ihtiyacı olan, barındırdığı futbolcu kadrosunda yeniliğe gitmesi mecburi olan, bazı futbolcuları ile hukuksal problemler yaşayan, UEFA tarafından 200 bin Avro'luk sembolik bir FFP(Financial Fair Play) cezası ile uyarılan, menajerlerin kongre öncesi alacakları sebebiyle ihtar çektiği, bir önceki sezon sportif anlamda camiayı tatmin etmekten çok uzak kalmış bir Bursaspor ve bölünmüş bir camia önümüzde duruyor.

Bu tablo, ne yazık ki bir başkan ve bir yönetimin yanlız başlına altından kalkabileceği bir tablo değil. Şampiyonluğun ardından günden güne rayından çıkan bu treni yeniden sağlıklı bir şekilde yoluna devam edecek hale getirmek için camianın bütününün kol kola vermesi lazım. Ama bu defa bu kol kola veriş 'samimi ve devamlı' olmalı.

Bunu sağlayabilmek için ise adımı atması gereken pek tabi Bölükbaşı ve ekibi.
Nedir peki atılması gereken bu adımlar?
Kısa vadede camianın güven eksikliği duymayacağı bir antrenör hamlesi bir örnektir.
Camia içerisinde birlik ve beraberliğin sağlanabilmesi için çekinmeden, sıkılmadan, büyüklük ve 'ben bilirimcilik' taslamadan 'yardım' istenebilmesi bir örnektir.
Camiada varlığı, samimiyeti ve katkısı ciddi olarak sorgulanan ve her daim sorgulanmaya devam edecek bazı isimlerle yolların ayrılması bir örnektir.
Gerçekçi konuşmak, lafları yokuşa sürmemek, söylediklerinden insanların şüphe duymayacağı bir model ikame etmek bir örnektir.
Daha çok sayılır..
Ve ilginçtir; son dönemdeki "Dur bakalım, hayırlısı.." bekleyişlerinin aksine, bu sayılanların bazıları yapıldı bile.
Açıkça söylemek gerekirse, şaşırdım!
Şenol Güneş gibi bir isim; yani yalnızca teknik direktör değil aynı zamanda kulüp içerisinde filozof misali bir anlayış ve bir sistem oturtabilecek bir tecrübe, artık takımın başında.(Burada, Güneş gibi bir isme 1 yıllık sözleşme teklifini kabul ettirmenin başarı olduğunun da altını çizmek lazım)
Bölükbaşı, "Hep beraber yapacağız" diyor, camiadan yardım istiyor. "Ben yaparım" demiyor.
Tekmecilerin profesyonellikten anladıklarıyla göreve getirdiği bazı sözde profesyonellerle yollar bir bir ayrılıyor.
Yetmez ama, umut veriyor mu, vermediğini söyleyemem. Yönetimler ne yaparsa yapsın, kısa vadede başarıları her daim takımın sportif konumu ile değerlendirilecek olsa da, yönetimsel bu tip hamleler, başarıda öyle ya da böyle, ufak da olsa kendinden bir pay bulunmasının önünü açar.

Akıl hocalığı yapmak gibi bir niyetim de, öyle bir vasfım ve yetkim de yok.
Bölükbaşı'nın "Bursaspor için düşünen herkese kapımız açık, dinleyeceğiz" sözlerinin samimi olduğuna inanmak istiyorum.
Ve diyeceğim o ki, bunların devamı gelmeli.

Bölükbaşı ve yönetimi, hiç beklemeden Bursaspor Kulübü'ne bu güne dek kayda değer maddi veya fikri katkı sunmuş isimleri, takıma reklam ve sponsorluk anlamında katkı sunmuş iş adamı ve sanayicileri, yerel idarecileri aynı masa etrafında buluşturmalı. Ne yazık ki önceki kongrelerden sonra kulübün mevcut durumu sebebiyle konuşulma önceliğini yitiren 'kalıcı gelir' konuları yerine, ilk etapta 'acil gelir' hamleleri için çalışmalarda bulunulmalı. Başkan Bölükbaşı'nın sözünü ettiği Proje ve Ar-Ge kurulu, bunun için gayet yerinde bir hamle olur ve acilen bu hayata geçirilmeli. Bu alanda Bursaspor için bir kuruş maddi beklentisi olmaksızın gecesini gündüzüne katarak fikir ve değer üretecek insanlar olduğunu, bir 50. Yıl Proje Kurulu üyesi olarak faaliyet gösterdiğimiz dönemde gördük. Kombineler akılcı bir politika ile ve mümkünse, e-bilet belirsizliği çözüme kavuşur kavuşmaz satışa sunulmalı. Avrupa'ya giden yolun veya kaliteli transferlere çıkan yolun o karttan geçtiği vurgulanmalı. Bursastore deposunu görünce anlaşılacak olan kalitesiz ama ürün çeşitliliği olan üretim ve satış politikası terkedilip, sınırlı olsa da kalitesiyle insanları tatmin edecek ürün ve satış politikasına yönelinmeli. Her ne kadar başkan, merhum İbrahim Yazıcı'nın kulübe geldiğinde bir tane bile çalışanı değiştirmemesini kendisine örnek alsa da, aksayan kısımlarda gerekli değişiklikler cesurca yapılmalı. Bu bir süreç gerektiriyorsa da, bu sürecin başlangıcı geciktirmemeli. İnşaatı süren ve hikayesi atıl havalimanı inşaatı haberlerine benzer bir haber olmaya aday gibi görünen yeni stadyumun gelirlerine ilişkin politika iyi kurgulanmalı, gerekirse Özlüce ve Vakıfköy'ün tapuları bu konuyla beraber ele alınmalı.

"Keşke bu kadar kolay olsa" serzenişlerine şaşırmam ama, Bursaspor'u yönetmeye aday olanlar zaten kolaya kaçacaklarsa o koltukta işleri nedir?
Bir paragrafa sığdırılan bu onca şeyi yapmak zaten aslında pek de zor değil.
Yalnızca yöneticilerin bu konulardaki iradesi ve onlara arka çıkılması gerekiyor.

Hoşlandığı kişiye açılmayı gözünde büyüten ve yıllarca açılamayan, onu kaybeden olmayı mı yeğlersiniz, yoksa en azından ona açılıp onu kaybetmeyi mi?
İstenen sonuca ulaşılır veya ulaşılamaz kesin öngörüde bulunmak her daim yanlış olmuştur ancak denemeden de göremezsiniz. Önünüzü görmek için de, merak ettiklerinize cevap bulmak önemli bir aşama. Camia, bunların getireceği sonucun "Büyük Bursaspor" olacağına inanıyorsa, bu yönde adım atmakla hiçbir şey kaybetmezsiniz.

Gökhan Sezer

On 29 Nisan 2014 Salı 0 yorum

Mayıs-Haziran ayları, iç sorunlarını bir türlü tam manasıyla giderememiş ve istikrarı o veya bu sebeple yakalayamamış, yakaladıysa da yitirmiş spor kulüpleri için başlı başına, apayrı bir mevsimdir. Kongre mevsimi. Bu Mayıs, olağan olmasa da Bursaspor için de bu şekilde.

Bursaspor'da, 2010 sezonundaki tarihi şampiyonlukta başkan olarak çok büyük pay sahibi olan Merhum İbrahim Yazıcı'nın, halen aynı koltukta iken 2013 senesinde gelen üzücü vefatının ardından önceki senelerden çok farklı bir süreç yaşandı.
Çok değil, geçen 11 aylık süreçte, Yazıcı'nın ardından göreve gelen Erkan Körüstan yönetimi, kendisinden sonra geleceklere tabiri caizse bir enkaz bırakıyor.
16-23 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek kongre, bence Bursaspor tarihinin en önemli kongresi olan ve yanlış tercihle Bursaspor'u seneler öncesine götüren Haziran 2013 kongresinden sonra hayli önem kazandı.
Bursaspor camiası, bir türlü nasıl olması gerektiğini kafasında oturtamadığı 'başkan' tanımını bu kongrede artık yapabilmeli. Adaylar arasından "Şu daha güçlü" diyerek değil de, "Bizim kafamızdaki başkan tipine en fazla uyan bu" diyerek bir seçim yapmanın Bursaspor'a yararı, bu geleneksizlikte tarihi bir adım olur.

Tabi burada aktarmak istediğim birkaç konu var. Birincisi, Bursaspor camiası uzun yıllardır var olan bir kısır döngüden artık kurtulmalı. Burada kastettiğim şey; kongre konusu gündeme geldiğinde hep akla aynı isimlerin gelmesi durumu. Bursaspor, eğer ülke futbolunda tabuları yeniden yıkmak ve adına 'devrim' denen şeyi yapmak istiyorsa, bu devrime önce bazı zincirlerini kırarak başlamalı ve bence bunun ilk adımı da bahsettiğim bu konu. Yeni, bu gücü kendinde görerek adaylığa soyunan ve vizyonundan emin olunan isimlere Bursaspor camiası artık bu şansı vermeli. Burada biliyorum ki herkesin çekincesi, lobi ve güç meselesi. Ancak şu bilinmeli; lobiniz sayesinde -diyelim ki bu cümlede lobinin katkısı olarak kastettiğim şey şike olsun- şampiyon olmanız için dahi zirveye oynayan bir takım kurmak zorundasınız. Yani lobi kuşkusuz ki bir güçtür, ama vizyonunuz ve yönetsel yeteneğiniz yeterli değilse pek de bir işinize yaramaz.

BENİM ADAYIM ....

Yazının önceki kısmında, arada bir ifade kullandım; bu gücü kendinde görerek adaylığa soyunan yeni isimlere şans tanınmalı. Buradaki en önemli nokta, gücü kendinde görme noktasıdır.
Geçtiğimiz hafta boyunca, bazı dernekler ve bazı taraftar grupları, günler öncesinde pek de adaylığı düşünmediği duyulan bazı isimleri adaylığa çağırdılar. Burada çelişki gördüğüm husus bu.
Bursaspor camiası bu tarz durumlarda pek tabi söz hakkına sahiptir fakat Bursaspor'un büyüklüğünün ve mevcut durumun vahametinin de farkına varılmalı. Çünkü ne Bursaspor artık birilerinin rica minnet başkanlık koltuğuna oturtulacağı kadar küçük bir kulüp, ne de mevcut durum gönülsüz bir başkanlığı kaldırabilecek kadar basit.

Machiavelli, "Savaştan kaçınmak mümkün değildir, sadece düşmandan üstün olana kadar erteleriz" demiş. Biri aday olmayı düşünmüyorum diyorsa, ben olaya bu yönüyle bakarım. İsimleri tartışmıyorum, gücü kendilerinde gördüklerinde, isimleri hakkında yorumu yapmak bize işte o zaman düşer.(Alıntı sözdeki düşman tabirini cüml bütünlüğü bozulmasın diye kesmedim, adayların birbirine düşman kesimler gibi algılandığı sonucu buradan çıkarılmasın)

YAPILMASI GEREKEN İLK ŞEY

Yeni gelecek yönetimi zor bir süreç ve toparlanması güç bir hal bekliyor.
Bu sebepten ötürü, sabırlar biraz zorlanmalı. Kolay değil, hedefleri halen büyük olan bir Bursaspor'u, küllerinden yeniden doğurmaya çalışacaklar.
Sahip çıkılması çok önemli.
Yeni yönetimin önünde, bu küllerden doğuş için yapılması gereken ilk şey ise camianın aylar içerisinde karşı karşıya kaldığı bölünmüşlüğü gidermek.
Göreve geldikleri gibi eski yönetimleri ve tarihte Bursaspor'a katkısı büyük olan sermayedarları aynı masa etrafına toplamalı ve iyi niyet gösterisinde bulunarak bir samimiyet zemini oluşturmalılar.
Taraftar grupları ve dernekler ile de aynı şekilde.
Başarı için bütünleşmeyi yeniden tesis etmek lazım.
Talat Halman'ın çevirdiği bir Afrika kabile şiirinde geçer; "Yeni bir yasa çıktı kabilede, görevimiz kucaklaşmak"

OKUYUNCA BEN UTANDIM!

Bu son kısım da ufak bir sitem olsun diyecektim de, hiç de ufak olmayacak sanırım.
Olay Gazetesi yazarı İsmail Öztat, geçtiğimiz günlerde öyle bir yazı kaleme almış ki, okuyunca, konunun muhataplarından biri olmamama rağmen ben bile utandım.
İsim vermeyerek, sanırım yönetimin ortada bir yönetim kurulu kararı da olmaksızın tesisten çıkartıp, üstüne bir de giriş yasağı koyduğu rakip bir medya grubunun yönetim ile sürtüşmesinden bahisle yazısında şöyle bir kısma yer vermiş; "Hatta biraz daha üstüne gidersen; üst düzey yöneticilerinin açılan davanın geri çekilmesi halinde, senin işten çıkarılma teklifini bile gündeme getirir" 
Adayların sürtüşmesini, gazetecinin yöneticiye, yöneticinin gazeteciye sert sözlerini anlarım da, gazetecinin gazeteciye böyle bir üslupla, bir tarafın sözcüsüymüşçesine mesaj göndermesini anlayamam.
Tabi eğer bunu yazan kişiye eğer gazeteci denebiliyorsa.
Zira kendisi, bundan bir süre önce, isim vermeden(üstü kapalı olarak) benim de üyesi olmaktan gurur duyduğum Bağımsız Bursaspor Tüzük Kurulu'nun tüzükle ilgili çalışmalarını yönetime baskı olarak nitelemişti.
Halbuki 5-10 kişi yönetime baskı kurabildiğimizi bilseydik, aylar önce tüzüğün yanında, istifa etmeleri için de 3-5 cümle kurardık.

Gökhan Sezer

On 7 Nisan 2014 Pazartesi 0 yorum

Bursaspor camiasının bu sıralar en önemli gündem maddelerinden biri inşası süren yeni stadyumun gelirleri. Merhum Başkan İbrahim Yazıcı'nın son döneminde Belediye Başkanı ile restleşmeye konu olan bu mesele, Yazıcı'nın vefatının ardından göreve gelen Körüstan yönetimi zamanında da konuşulmaya devam ediyor. Kapı isimleri, tribün isimleri gitti bile.. Ne var ki, yeni stadyum konusu kadar önemli bir konu daha var; Özlüce Tesisleri.

 Özlüce Tesisleri'ni Bursa Büyükşehir Belediyesi inşa etti ve kiralamak suretiyle Bursaspor'un kullanımına sundu. Tıpkı Vakıfköy Orhan Özselek Tesisleri'nde, geri verilmeden önce Havuzlupark'ta ve Atatürk Stadyumu'nda olduğu gibi, Bursaspor burada da kiracı konumunda. Yeni stadyumun gelirlerini alabilmek kadar, Özlüce'nin tapusunu almak da Bursaspor'un geleceği açısından hayli önem taşıyor. Pek tabi konu ayrıntılı..

Başından başlayalım.
Arazi bir Maliye arazisiydi ve üzerine spor alanları yapılmak üzere Belediye'ye tahsis edilmişti. O dönem Erdoğan Bilenser başkanlığındaki belediye, bu doğrultuda, alanın Bursaspor'a yeni bir tesis olarak değerlendirilmesi kararını aldı ve Özlüce Tesisleri'nin inşasına başlandı. Uzayan inşaat 2007 senesinde, o dönemki belediye başkanı Merhum Hikmet Şahin'in konunun üzerine eğilmesiyle bitirildi ve tesis  o yıl yeşil beyazlı kulübün kullanımına sunuldu. 2011 senesinde ise bu tahsisin yapılamayacağı gerekçesiyle söz konusu arazi ve tesisin Belediye'ye tahsisi Milli Emlak tarafından iptal edildi. İbrahim Yazıcı yönetimi şampiyonluğun ardından oluşan yoğun tempoya rağmen bu konunun üzerine gitti ve kiracı konumunu sürdürürken, yeni bir tahsis almak için çaba gösterdi. Çünkü Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün görev ve yetkilerine ilişkin kanunun 11. Maddesi şöyle diyor; "Genel Müdürlüğün mülkiyetinde veya kullanımında bulunan spor tesisleri, (...) en az üçü olimpik olmak üzere toplam altı spor dalında faaliyet gösteren ve liglere katılan spor kulüplerine protokol ile bedelsiz devredilebilir" Dönemin Kulüp Genel Müdürü Osman Nuri Biçer ve ardından göreve gelen Müdür Vekili İsmail Özdemir bu konunun üzerine gitti, ancak süreç henüz tamamlanamadan ve bir kesinliğe varılamadan Biçer görevden ayrıldı, Yazıcı'nın vefatının ardından yönetim ile beraber Özdemir de koltuğunu bıraktı. Konu, her anlamda kötü günler geçiren ve günü kurtarmakla meşgul bugünün Bursaspor'unda ise unutuldu gitti.

Peki Özlüce Tesisleri'nin Bursaspor'un tapulu malı olması neden bu denli önemli?
Üzerine çok kısa kafa yorarak şunu söyleyebiliriz; Özlüce bundan çok değil 10 yıl sonra, şehrin İzmir'e doğru genişleyen yapısı ve bölgedeki yapılaşma göz önüne alındığında merkezi bölgelerden biri haline gelecek. Bursaspor, bundan yıllar sonra bu merkezi ve 98 dönümlük araziden büyük para elde edebilir, kendine çok daha az arsa bedeli ve inşa bedeli, sponsor katkısı ile yeni bir tesis inşa edip bir çok ciddi bir kazanım elde edebilir. Bu işin uzun vadeli yanı ve olup-olmayacağı tartışılır. Vakıfköy'deki altyapı çalışması burada yapılacak düzenleme ile buraya aktarılıp Vakıfköy'den gelir elde edilebilir. Bu da bir görüştür. Ancak bir diğer alternatif kısa süre içerisinde hayata geçirilebilir.

Resimde görülen, Özlüce Tesisleri'nin projesi.
Projede toplamda 6 antrenman sahası, 1 ayak tenisi sahası, kapalı bir büyük çalışma salonu, A takım binası, futbol okulu binası ve bir sosyal birimler binası bulunuyordu. Ancak bugün Özlüce Tesisleri'ne bakıldığında, 6 antrenman sahasından yalnızca 2 tanesi yapıldı. Diğer binalardan ise yalnızca A Takım binası inşa edildi. Diğer büyük dört yapı inşa edilmedi. Yani, projeye aykırılık mevcut. Osman Nuri Biçer, bir dönem sahaların inşasını devam ettirebilmek adına alan düzlemesi yaptırdı. Ancak şampiyonluk yarışı vs. derken bunun devamı getirilemedi ve düzlenen arazi aynı şekilde duruyor.

Bursaspor Kulübü, projenin aslında uygun şekilde devam ettirilmesini sağladığı takdirde, son dönemlerde sıkça dillendirilen Kolej vb. projelerini sıfır maliyet ile hayata geçirme imkanına sahip olacak. Kısacası, Bursaspor'un kurtuluşu olarak dillendirilen birçok projenin hayata geçirilmesi ve Bursaspor'un bütçesini yarı yarıya büyütebilecek gelirlerin elde edilebilmesi için Özlüce Tesisleri projesinin aslına uygun biçimde inşasına devam edilmesi ve yasa gereği kullanımının Bursaspor'a bedelsiz devri yeterli olacak. Ancak bugüne dek bu konu bu yönleriyle ve bu önem atfedilerek hiç konuşulmadı. Yazması da bize kaldı.

Ufak bir dipnot: Kuru bir "Özlüce Tesisleri" isminin hiçbir maneviyatı yok. Buraya Bursaspor'un efsane isimlerinden birinin isminin verilmemesi için aylardır nasıl bir bahane uyduruldu da Nejat Biyediç ismi talebi askıda kaldı, çok merak ediyorum!

Gökhan Sezer