On 18 Eylül 2010 Cumartesi 0 yorum


Sivas değil, Valencia

Yazıya, maçtan sonra birçok arkadaşın ve futbol yorumcusunun diziliş, oynayan oyuncular ve özellikle de Sercan’ın sonradan oyuna alınması konusunda yaptıkları eleştirilere yanıt vererek başlayacağım.
Diziliş, Bursa kentine 16 Mayıs 2010 akşamı o tarihi günü yaşatan, o anlatılmaz coşkuyu ve sevinci tattıran diziliş. Herhangi bir tavize gerek duymadı Ertuğrul Sağlam, ne bu sezonki lig maçlarında ne de Valencia karşısında. Fark, geçen sezonki kadroda yer alan isimlerin yerine dahil olan isimlerin ilk on birde kendine yer bulmuş olması ki gelen isimler Spor Toto Süper Lig ortalamasının üzerinde olduklarını çoktan gösterdiler. Aması var evet, Şampiyonlar Ligi için yeterli değiller. Değişen isimler de yeterli değillerdi bu da bir diğer gerçek unutulmaması gereken.

Diğer bir husus da Sercan’ın oynatılmaması meselesi. Geçen sezon, fazla alternatifin de olmaması sebebiyetiyle Sercan çokça maça ilk on birde başladı ama bu sezon farklı. Kadroya yeni katılan Nunez bu bölgede lig için makul bir futbolcu. Herve Tum’un zayıfı , Sercan’ın daha kuvvetlisi, yetenek olarak da Ümit Karanvari bir futbolcu Nunez. Bunun da aması var…( anlaşıldı, bir ‘’ ama ‘’ yazısı olacak bu tıpkı Kenan Evren Anayasası gibi ). Lig için yeterli dedik, ama Valencia’nın kuvvetli defansı karşısındaki yitip gidişi pek yadırganmamalı, o yapıda ve kuvvette bir futbolcu değil zaten Nunez. Lig için alınmış bir futbolcu gözüyle bakıyorum ben Nunez’e, üstüne basa basa söylüyorum bunu. Nunez’in yanında Turgay da var, iyileşti kendisi. Geçen sezonun en fazla forma giyen 5 isminden birisiydi Turgay, iskeletin içerisindeydi. Diğer bir yeni transfer Steinert de bu bölgede forma giyebilen bir futbolcu, zorda kalınırsa o da sahaya sürülebilir. Durum böyle olunca alternatif çoğalıyor ve seçim de zorlaşıyor. Daha önce yazdığım yazılarda söyledim, Sercan’ın oynatılmamasındaki ana etken kesinlikle son vuruşlardaki beceriksizliği falan değil ki zaten beceriksiz falan da değil. Sercan’ın vurup-vurmama arasında git-gelleri var, özellikle Sivas maçında ayyuka çıkmıştı bu söylediğim. Yani açıkçası Sercan’da olmayan tek şey vuruş anında olması gereken özgüven. Yoksa birebirde geçişlerini hayranlıkla izliyor sanırım herkes, yanılıyor muyum? Durum böyle olunca, son vuruşlardaki kararsızlığı bir yana dursun Ertuğrul Sağlam daha çok birebirdeki yeteneği, hızı ve rakibi yorma konusundaki yönünü önemsiyor Sercan’ın. Geçen sezonun zorlu son haftaları ve bu sezonun başından beri de sahaya çıkan ilk on birde fazla forma şansı vermiyor genç yeteneğe. Rakibi üzerine çekip, yoran Bursaspor’u sahaya süren Sağlam, 60.dakika ve civarında sahaya sürüyor Sercan’ı. Birçok maçta bunun meyvesini de aldı. En net örneği de Sivas maçıdır. Sivas maçında 63.dakikada oyuna dahil olan Sercan bu maçta 4 dakika daha erken olarak, 59’da sahaya girdi.

‘’ Sivas ile Valencia bir mi? ‘’ diye soracaksınız, tabii ki değil. Ertuğrul Sağlam bunun bilincinde olduğunu önceki maçlardan daha fazla kapananan bir Bursaspor sahaya sürerek gösterdi. Açıkçası, Ertuğrul Sağlam Sivas ile değil Valencia ile oynadıklarının net bir biçimde farkındaydı. Bence farkında olmayanlar, heyecanın da etkisiyle futbolculardı. İyi paslaşması sebebiyle Bursaspor’a Türkiye’nin Barça’sı bile denmesini sağlayan Bursaspor orta sahasına bu maçta çok iş düşüyordu, ama o iş lig maçlarındaki kadar dahi gerekli ölçüye taşınamadı. Maçtan önce yazdığım yazıda Ergiç’in maçın kilit adamı olacağına inandığımı söylemiştim, bence olmuştur da, ama Bursaspor’a geldiği günden beri ilk kez iyi yönde değildir bu. Kendisi de söyledi zaten, ‘’ ben de dahil, bugün çok kötü oynadık ‘’ demecini verdi Ergiç. Bilincinde olması güzel.

Heyecan ve kalite farkı

Maça etki eden diğer ve en önemli 2 etken de başlıktakiler yani heyecan ve kalite farkı. Maçtan önce ve radyoda sıkça dile getirmiştim, getirmiştik arkadaşlarımızla… Valencia, her ne kadar en önemli gözüken 3-4 futbolcusunu yitirmiş olsa da aynı Valencia, kalitesinden bir şey yitirmedi. İnanmayanlar, sıradan futbolcularının değil en iyi denebilecek futbolcularının gidişi ve yerlerine gelen oyuncuların isimleri sebebiyle kabul etmeyenler vardı, şahsen beni şaşırtmayan Valencia sanırım en çok onları şaşırtmıştır.

Sahaya çıkan takımdaki heyecan ve hırs, seremoni bittiği andan itibaren zaten anlaşıldı. Seremoni bitip futbolcular sahaya dağılmaya başladıklarında Valencia kadrosu yürüyor, Bursaspor kadrosu ise hoplayarak, gerdirme hareketleri yaparak, kafasını kütleterek sahaya dağılıyordu ki bu net biçimde heyecanın bir getirisidir. Bunlar yaşanırken, stadyumda birden aklıma İsviçre ile İstanbul’da oynadığımız olaylı maç geldi nedense, daha doğrusu Alpay geldi. Aynı o hırsla sahadaydı futbolcularımız, bir kart görmememiz golün erken gelip gardımızın erken düşüşündendir. Bu heyecan giderilmeli bir şekilde. Kulüpteki, yıllardır ismini bir türlü doğru söyleyemediğim psikiyatrlık görevindeki çalışanlara boşuna maaş ödenmiyor sunuçta.

Tabii o denli heyecanla ve umurla başladığınız bir maçta erken gol yerseniz gardınız da böyle düşüverir. 2.gole kadar yine de toparlanmayı bildi gerçi futbolcular ama 2.gol maçın sonu oldu bana göre. Bu maçın benim gözümdeki skoru 2 farklı bir yenilgidir. Yenilen bu ikinci golün ardından düşen gardın kırılmayan parçaları da tuzla buz oldu ne yazık ki. İlk maç olmasından ötürü de, o dakikadan sonra Sercan’ın girip Valencia’yı yıpratma seanslarına kadar sahada ne yaptığını bilmeyen ve maçın bitişini bekleyen bir Bursaspor izledik.

Kalite farkı konusu da aslında takımlardan çok liglerin kalite farkı konusuyla açıklanabilecek bir durum. Sonuçta isimler bazından bir kalite ölçütü yapılması doğru bir ölçüt olsaydı, Bursaspor ligde dahi şampiyon olamazdı. Lig düzeyinde oynanan futbol, takımların Avrupa maceralarına da etkiyor. İspanya’da öylesine bir futbol oynanıyor ki bunu hepimiz gıpta ederek izliyoruz sanırım. Bu bağlamda, Real’i, Barça’yı, Atletico’yu, Valencia’yı geçtim… alt sıralarda kendisine yer bulan takımlar bile ülke liglerimizde orta sıralara çok rahat oynayabilecek bir düzeydeki oyun felsefesinden geliyorlar. Bu konuda Bursaspor’u eleştirmek yersiz, Bursaspor’u eleştirenler aynı zamanda ülke futbolumuzu da eleştirmiş oluyor zaten. Sonuçta Şampiyonlar Ligi’ne gidip Valencia ile karşılaşmak için de bu ligi ilk ikide bitirmek veya şampiyon olmak lazım geliyor.

Ne güzel söylemiş Sertap Erener

Takımın heyecanını bir yana koyalım, tribünlere değinelim biraz da.
Beşiktaş taraftarı Anıl ( Anıl Tuncay ) arkadaşımla maç öncesi sohbet ederken söylediği söz şuydu, ‘’ şimdi böylesiniz, heyecanlısınız ama seremonide Şampiyonlar Ligi müziği girip, kadrolar sahaya çıkınca göreceğim sizi, adrenalin fırtınası yaşayacaksınız. ‘’ Hak verdim kendisine, gerçekten müthişti. En az, Beşiktaş maçında şampiyonluğumuzun ilan edildiği an kadar sevindirdi bizleri. Şampiyonlar Ligi maçlarının resmiyeti, ciddiyeti ve güvenliğinin daha fazla oluşu sebebiyle gariplikler yaşamadık değil.
Kafamda kalan en net söz, bir ara ettiğim ‘’ sahayı bile takım elbiseli adamlar suluyor ‘’ sözüdür.

Tam bahsettiğim, sahanın ortasında Şampiyonlar Ligi ambleminin sallandığı ve müziğin girdiği anda tribün olarak ‘’ çıldır, çıldır ‘’ diye başlayan ve sonu pek de güzel bitmeyen, mizah içerikli tezahüratı girdik tabii. Burada garip olan bizim çıldırmamız değil, orta sahada amblemi sallayan görevlilerin de çıldırmasıdır. O an sanırım aklımdan gitmeyecek, görmemiş olmakla alakası yok bu durumun, ilk olmasıyla alakası var, bunu da söylemeden geçmeyelim.

Goller geldikçe, tıpkı takım gibi bu maçtan büyük beklentileri olan tribünün de gardı düştü. Bu duruma bir lig maçında düşseydik bu denli bozulmazdı tribünün morali ama bu maçta bozuldu. Fenerbahçe karşısında hem de Bursa’da 3 farkla gerideyken, Oğuzhan’ın, benim, görebildiğim herkesin gözlerini yaşartan o desteği veren tribünün dünkü 4.golün ardından aldığı hal, yakışmadı.

Maç öncesi bahsettiğimiz koreografi konusunda bazı sıkıntılar yaşadık ne yazık ki. Çoğunuz denk gelmişsinizdir Eskişehir maçı öncesi ve sonrasında dernek binasında yaşanan olaya, bu sebepten ötürü bazı sıkıntılar yaşandı ve tam olarak hazırlanamadı. Bu yüzden de iptal edildi, bence çok doğru bir karar. Bir işi yapacaksa Bursa tribünleri, tam yapacağına inanmadan hiçbir zaman yapmamıştır.

Dün, maçtan sonra ve maç esnasında goller ardı ardına sıralanıp maçın dönmeyeceği anlaşılınca ‘’ canın sağolsun Bursa ‘’ , ‘’ fark etmez Avrupa, şampiyonsun sen Bursa ‘’ , ‘’ bu taraftar sizinle gurur duyuyor ‘’ ve ‘’ yenilsen de yensen de taraftarın senle, üzüntünde sevincinde seninle birlikte ‘’ tezahuratları birbirini izledi stadyumda. Bu, yıllarca çektiği cefanın sefaya dönüştüğü günü kendisine getirenlere karşı bir sorumluluğudur Bursaspor taraftarının ve sorumluluk da layığıyla taşınıyor, kimsenin şüphesi olmasın.

Sertap Erener başlığına anlam veremeyenleriniz için, benim anlam yüklediğim durumu yazma vaktim geldi. Dedim ya, sahada kötüydük ama taraftar iyiydi, eğlenceliydi, heyecanlı oluşu güzeldi, farklıydı diye.
Ne güzel söylemiş, açıklamış Sertap Erener ablamız bu durumu; ‘’ bazen her şey sararıp solar, biz hep renga rengarenk ‘’

Gökhan Sezer

0 yorum :