On 30 Ekim 2010 Cumartesi 0 yorum

Ligin namağlup lideri olma özelliğini Fenerbahçe karşısında da yitirmeyen ve evindeki son 2 maçından üst üste beraberliklerle ayrılan Bursaspor'umuz puanını 24'e çıkarttı.
Bu yazıda maç değerlendirmesinin yanında, daha çok bu maçtan yola çıkarak taraftarın ve şehrin geldiği noktadan söz edeceğim biraz.

Fotoğrafta garibinize giden bir şey var mı?
Çok değil, 1 sene öncesine kadar bu takım ve taraftar evinde alacağı bir Fenerbahçe beraberliğini nimetten sayardı. Hep, diğer maçlardan fazla kazanmak isterdi bu maçları taraftar, ama kazanılmasa ve bir puan dahi elde edilse buna iyi bir skor gözüyle bakılırdı. Şimdi ise geldiğimiz noktada, futbolcuların bu skorun ardından boyunları bükük sahadan ayrılmaları bir yana, oyundan alınan oyuncular dahi yuhalanır oldu. Hiç yakışmadı!

Konu Sercan ve değişen taraftar profili ilk olarak. Daha doğrusu, Kapalı Kale Arkası Tribünü'nün belirli bir kesimi ve Maraton Tribünü'nün çoğunluğunda taraftar kitlesinden bahsedemez olduk artık, seyirci olarak nitelendirebiliriz o kitleleri ki onlardan bahsedeceğim.
Evinizde, geçen sezon kılpayı elinden şampiyonluğu kaptığınız en önemli rakibinizle oynuyorsunuz. Maçta, lider olmanızın getirdiği sorumluluk ve beklentiyle almamanız gereken tek skor mağlubiyet. Diğer skorlar, başa baş gittiğiniz bir takıma karşı elde edilebilecek sonuçlar. Beraberlik bana göre normal bir skor, galibiyet ise normalden daha iyi, güzel bir skor. Ve berabere giden bir karşılaşma süregeliyor, dakikalar birbirini kovalıyor. Hangi futbolcunuz atağa kalkarsa kalksın tribünlerden bir uğultu yükseliyor. Öyle böyle bir uğultu değil bu, uğultu da değil bu, sabırsızlığın sesi. Çoğu kez, bu sese sebebiyet veren atakları sürükleyen oyuncunuz da Sercan... Bahsi geçen Sercan, yaşı ve henüz istenildiği ölçüde edinemediği tecrübesi, yani tecrübesizliği sebebiyle normalde dahi atağa çıkarken heyecanlanan ve ayakları birbirine dolanan Sercan. Bir de çıkan seslerin etkisiyle ne yapacağını şaşıran bir Sercan. Ve Sercan, bizim Sercan! Onu yuhalayıp, yedek kulübesinde göz yaşlarına boğanlar ise bizden değiller. Bahsettiğim sesler ise, Bursaspor taraftar geleniğinde yer almayan sesler. Ve bu Bursaspor geleneğinde yer almayan seslerin sebebi de Bursasporluluk geleneğiyle yetişmemiş insanların tribünde oluşları.

Kimsenin Bursasporluluğuna laf etmiyorum. Ama şampiyonluktan sonra, daha önceki bir yazısında Uğur arkadaşımızın yazdığı gibi '' sonradan olma Bursasporlular '' türedi ve bu kitlenin şampiyonluktan başka bir şeye tahammülü yok, çünkü ikinci lig döneminde Mardin'lere, Macunköy'lere, Elazığ'lara gitmediler. Onlar, Bursa'da Fenerbahçe'yi, Manchester'ı, Velencia'yı izlemeye geliyorlar ve tribünü bitiriyorlar ne yazık ki. Ruhu her geçen gün yitiriyoruz.

Nerede o dünkü Fenerbahçe'den daha kötü bir Fenerbahçe'ye karşı Bursa'da 3 farklı gerideyken stadı yıktığımız, desibel sınırlarını zorladığımız, bir çok kişiyi gözyaşlarına boğan destek? Oysa ki o haftalarda, o maçlarda yakıldı şampiyonluğun ilk kıvılcımları. Bir de şehir yönü var tabii bu konunun. Hani o şampiyonluğa gidilen haftalarda yeşil-beyaza bürünen şehir. Ligi yine lider götürüyoruz, hareket yok, destek yok, bir bayrak asan bile kalmadı. Bırakın yeni bayrak asmayı, belediyelerin astığı basraklar bile toplatılmaya başlandı.
Ha gerçi, belediye başkanının isminin yazılı olduğu ve sömürü için kullanılan bayrakları zaten koymayın, orası ayrı mesele.

Gelelim maça...

****************

Maç başlangıcında açılan pankartlar, söylemeden geçemeyeceğim ki Fenerbahçeli oyuncuları hırslandırmaya yetti de arttı. Önceki Denizli kaosunu da yaşayan ve bugün de Fenerbahçe  kadrosunda yer alan Alex'in tavırları bunu açıkça ortaya koymuştur ne yazık ki. Alex normalde böyle bir oyuncu değil, hepimiz biliyoruz artık kendisini ve bu hırsla da sezon içerisinde en iyi oyununu oynadı Alex ki Fenerbahçe takımının maestrosudur kendileri bildiğiniz üzere. Oyuna da etki eden isimlerden oldu bu sayede.
Zaten hırsıyla Emre olmayı başarabilmiş bir Emre var sahada ve Alex için bahsettiğim etkenler ona da yaradı ne yazık ki ve Stoch ile beraber bu 2 isim sahanın Fenerbahçe adına en iyileriydi.

Stoch'un, Ali'nin olası yokluğunda Keçeli'yi o kanatta fazlasıyla zorlayabcağını ve maçın kaderinin o kanatta yazılabileceğini söylemiştim. Nitekim dünkü Stoch bunun doğruluğunu gösterdi ki karşısında Keçeli'nin değil Ali'nin oluşunun sonucundandır alınan beraberlik. İnanılmaz hızlı ve yetenekli bir oyuncu. Fenerbahçe'de fazla durmaz ve ünlü bir Avrupa kulübünün yolunu tutar, tutacaktır bence.

Bursaspor'umuzda ise orta sahada bir durgunluk vardı dün akşam. Fenerbahçe'nin orta sahada en iyi yaptığı şey olan hızlı pas trafiğine etki etmek amacıyla Batalla'yı oyuna sürdüğünü düşündüğüm Ertuğrul hocanın, Manchester maçında olduğu gibi İnsua, Batalla ikilisini sahaya sürmesini bekleyenlerdendim ama öyle yapmadı. Belki de,  maç saatine dek oynayıp oynamayacağının netleşmesine izin vermeyen sakatlığı sebebiyle İnsua'yı oyuna sürmedi Sağlam ama aynı durumda olan Ali ve Volkan sahada kendine yer buldu İnsua'nın aksine. Hepimiz gördük ki, Volkan da Volkan gibi oynamadı yine.

Fenerbahçe'nin en önemli taktiği olduğunu söylediğim orta sahadaki hızlı pas trafiği planını gerektiği ölçüde sekteye uğratamadı yeşil-beyazlı oyuncularımız. Maç berabere sürerken ve evimizde galip gelmemiz beklenirken ikinci yarının son bölümlerinde Fenerbahçe'nin bizi yarı sahamıza hapsetmesi bundan kaynaklıdır bana göre. Sercan'ın bulduğu iki kontra atak pozisyonu dışında galibiyet için fazla yüklenemedik ve Fenerbahçe ataklarını savuşturmak zorunda kaldık ne yazık ki.

Turgay ve Vederson, son maçlarda olduğu gibi sahanın en iyi isimlerindendiler. Vederson, benim anlamadığım bir biçimde defanstan uzaklaştırmak için tepelediği her topu bir ileri uç oyuncumuza adrese teslim gönderiyor. Gerçekten garip... Bakıp atıyor desem değil, arkası dönük vurduğu toplar dahi öyle...

Golümüzü kaydeden Ergiç, yoldaş Ergiç... Sahada pek etkin olmamasına karşın yine maçın skoruna etki etmesini bildi. Anlayın artık, Ergiç her yönüyle değişik ve yararlı bir oyuncu. 10 numara pozisyonunda olmasa dahi, '' maçın skoruna her an etki edebilecek yıldız '' denebilecek bir oyuncu. Bursaspor'a kazandırılmasında emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum kendi adıma.

Aslında maçın özeti ve alınan skordan yapılması gereken çıkarım, Aykut Kocaman'ın şu sözü;
'' Fenerbehçe, güçlü Bursaspor'u yenebilecek güçte olduğunu gösterdi! ''

****************

Bu son kısımda da, ne yazık ki son haftalarda eleştirmek zorunda kaldığım şeyi eleştireceğim yine.

Bursaspor'umuzu şampiyon yapan, adam gibi adam olan ve artık efsanemiz olmayı başarmış Ertuğrul Sağlam'ın ikinci yarılarda yaptığı değişiklikleri çoğu zaman anlayamıyor oldum.

90+1. dakika ve galibiyeti hedefliyorsunuz, son dakikalarda gol arayan taraf pozisyonundasınız. Daha 2-3 dakika önce ciddi bir gol pozisyonunu kaçıran Sercan'ı çıkartarak hem taraftarın tepki vermesine fırsat vermiş oluyorsunuz ( bunu istememiştir kesinlikle ama sonuç bu oldu ) hem de son dakikalarda gol bulabilmeniz için gerekli olan hızlı oyuncu profiline uyan tek oyuncunuzu kulübeye gönderiyorsunuz. Aldığınız oyuncu da Nunez. Göbekli ve hız denen şeye lugatında yer vermeyen bir Nunez bu Nunez. Bana göre o dakikada yapılacak değişiklik Sercan'ı çıkartıp Nunez'i almak değildi.  Fiziği ve maç içerisinde harcadığı efor sebebiyetiyle son anlarda oyundan tamamen düşen Turgay'ı oyundan alıp yerine bir başka hücumcuyu dahil etmekti ama bu sadece benim görüşüm tabii ki.

Sonuç olarak; evimizde, geçen sezon başabaş gittiğimiz bir rakiple berabere kaldık. İsmi önemli değil, kıl payı  elinden kupasını aldığımız bir rakibe karşı beraberlik elde ettik. Geçen sezon da Bursa'da Fenerbahçe'ye mağlup olmuştuk ama tüm stad takımı alkışıyordu. Bugün ise maç berabere bitmesine rağmen homurtular yükseliyor... Bugünlerin o günlerden tek farkı bu.

Gökhan Sezer

0 yorum :