On 18 Kasım 2010 Perşembe 0 yorum

Bu yazı, Bursaspor'u ve taraftarını, Bursaspor ve taraftarına yüklenmek için bahane arayan İstanbul merkezli kimi medyadan değil, Bursasporlular'ın gözünden okumanız için yazılmıştır. Trabzonspor maçı esnası ve sonrasında yaşanan ve yaşanmaya da devam eden olayları bizim gözümüzden de okumak istemeyene, okusa da kaale almayacak olana kapı ardına kadar kapalı.


Öncelikle şunu söylemeliyim; olaylar, medyada dillendirildiği gibi Engin Baytar'ın '' üçlü '' çektirmesinden ( çektirmeye çalışmasından ) ibaret değil. Olayın boyutları çok farklı. Engin'in neden olduğu olay sadece saha içinde yaşananlardan ibaret, taraftarın süregelen tepkisi ise çok farklı bir konuya. Bahsedeceğim konuda Engin'in sebebiyet verdiği gerilimin tuzu var mıdır, vardır... orası ayrı konu.

Şöyle yapmalı gelişme bölümüne girişi belki de; Bursaspor taraftarları ( bizler ve arkadaşlarımız, tribünlerimiz ) Trabzon'da her köşe başından gelen taşlar eşliğinde ilerler stadyuma doğru. Peki ya Bursa'da ne olur?
Yıllardır orada yaşananların aksine, şehrimizdeki göçmen nüfusunu ve Karadenizli arkadaşlarımızın da varlığını bilen, değer sayan Bursaspor taraftarı o olayları Bursa'ya hiç taşımadı. Orada yaşanan hiçbir olay, o onbinler dolusu insanın ettiği ama medyanın '' birkaç kendini bilmez '' diyerek geçiştirdiği küfürler, Bursa'da yaşayan ve bahsettiğim kesimin üzerine yıkılmadı. Bahsettiğim Karadenizli arkadaşlarla aynı metroda, vagonda, yan yana koltuklarda maçlara gelindi, gidildi çoğu zaman. Orada yaşanan tüm olayların aksine, Bursa'da bu tür bir ortam sağlanmış ve Trabzonspor formalı insanlar formalarıyla rahat rahat gezebilme hakkına tamı tamına sahip iken bir de üstüne şampiyonluğumuzun ardından yakalanan havayı hepiniz gördünüz.
32 haftalık bir başarı maratonunu devre dışı bırakarak, Bursaspor'umuzun elde ettiği şampiyonluğu '' Trabzonspor'un hediyesi, getirisi '' şeklinde lanse eden medya yazmasa da, bahsettiğim  kesim medya gibi düşünülmese de, '' Onur'lu '' mücadelesinden dolayı Trabzonspor'a teşekkürler de edildi. ( aslında yapmaları gerekeni yaptılar, mücadele ettiler. Artı bir mücadelelerinden söz edilebilirse eğer kaleci Onur dışında da, onlar zaten bizi şampiyon yapmak için değil, Fenerbahçe'yi şampiyon yapmamak için mücadeleye giriştiler. ) Kentin, Karadenizli arkadaşlarımızın yoğun yaşadığı bölgelerinde iki takımın renklerinin de bulunduğu bayraklar asıldı. Hava günlük güneşlikti.

Ama ( her şeyin aması olmadan olmaz zaten canım ülkemizde, bu olayda da çıktı ortaya '' ama '' lar, '' ancak ''lar... ) Bursa'dan Eskişehir'e maça giden bir grup Trabzonspor taraftarı, gecenin bir yarısında döndüğü Bursa'da caddelerde Bursaspor ve Bursa'ya, Bursalı'ya küfür ediyor, bunun da videolarını ( onlara göre erkeklik ama bize göre komedi olmasına rağmen ) internette paylaşarak, kendi çevrelerinde yayarak tepki topluyorlar. Ardından, yine Bursa'da yaşayan ve okuyan bu kişiler Bursa'ya gelen takımlarını karşılamak için otelin önüne gidiyorlar. Hiçbir tepki yok, daha düne kadar diğer takımların karşılamalarında yaşanan bazı olaylar yaşanmıyor. Hoşgörü üst düzeyde, Bursaspor taraftarı o yapılanları kaale dahi almıyor ve medya gibi '' birkaç kendini bilmez '' e yüklüyor.

Ve maç günü geliyor çatıyor, olaylar kızışmaya başlıyor. Stadyuma kadar, ulaşım araçlarında ve yolda Bursalı arkadaşlarıyla ( en ufak bir sorun dahi yaşanmadan ) beraber gelen, Bursalı arkadaşlarıyla güçlerini paylaşarak çalıştıkları ekmek teknelerinin paydosunun ardından stadyum yollarına dökülen bu arkadaşlar, stadyum etrafında kendileri için çevrilmiş bölgeye girince kışkırtılıyorlar ve Bursaspor'a, yaşadıkları şehir olan Bursa'ya, belki de en yakın arkadaşları olan Bursalı Ahmet'e, Mehmet'e küfür etmeye daha maç öncesinde başlıyorlar. Erken buldukları gollerle havaya giren ve maçın skorunun da garantide olmasından kaynaklı, bunu iyice abartıyor ve neredeyse her dakika Trabzon taraftarlarının bulunduğu tribünden hakaretler, küfürler yükseliyor. Maç esnasında buna cevap, sesleri Kapalı Kale Arkası Tribünü'den duyulmaması sebebiyle verilmiyor, spontane bazı tepkiler gelişiyor. ( Trabzonspor taraftarına değil, Trabzonspor'a bu bahsi geçen spontane tepkiler ve oyun içerisinde yaşananlardan kaynaklılar. )

Maç bitiyor, daha önce Avni Aker'de, sırtında 16 numarasını taşıyan Egemen Korkmaz'a üçlü çektiren ve Bursaspor'a küfreden Trabzonspor taraftarı, bu defa Bursa'da aynısını yine yapmaya çalışıyor ve bu defaki kurbanları da '' psikopat '' dedikleri Engin. Engin, maçın gerilimini ve yaşanan atmosferde Bursaspor taraftarından gelen tepkileri bir yana itip, sonucunda birşeyler yaşanacağını bile bile o üçlüyü çektirmek için harekete geçiyor ve sonuç resimdeki gibi. Bursaspor taraftarlarının bir kısmı sahaya girerek kendisine tepki gösteriyor ve Engin soyunma odasına kaçırılmak durumunda kalıyor.

Bu olayın ardından, öfkesi ( maç başlamadan önce, neden olduğu dahi bilinmeyen öfkesi ) dinmeyen Trabzonspor taraftarı, bulundukları tribündeki ağları yırtarak koltukları Numaralı Tribünü'ndeki yakın kısma fırlatmaya başlıyor. Bursaspor taraftarı da, yaşanacak olaylara karşı '' burada bu akşam emniyet biziz '' diyor ve stadyumda bir süre beklemesini sürdürüyor. Çevik Kuvvet müdahalesiyle stadyum dışına çıkartılıyor.

Ardından bu insanlar maçtan çıkıp, çoğunlukla beraber, bir arada yaşadıkları mahallelerine gidiyorlar. Mahallelerden gelen küfürleri yazan gazete, dergi gördünüz mü? Yazarlar mı hiç... geçiniz beyler, bayanlar.

Aradan bir gün geçiyor, Bursaspor Kulübü'nün televizyonundaki Gazete Turu programı başta olmak üzere bir çok çalışmada yer alan önemli isimlerden birisi olan Seda Çapçı, Bursa'daki herkesin söylediği, tartıştığı şeyi televizyon ekranında dillendirecek bir cesarete sahip olduğunu gösteriyor. Çoğunuz cahil cesareti diyeceksiniz biliyorum, ama değil. Çünkü camiadaki genel kanı budur, orası da camianın televizyonudur.
Fanatik vb gazetelerin, 17 Mayıs sabahı Bursaspor'umuzun şampiyonluğunu değil, Fenerbahçe'nin yaşadıklarını manşet yapmasına ses çıkarmayanlar, buna da seslerini çıkarmamalılar. Ayrıca, Seda Çapçı'nın yaşadığı bu olayı dillerinden düşürmeyen kesimlere sorma gereği hissediyorum; KanalD'de yayınlanan '' kayıp çocuk '' skandalıyla ilgili kaçı ağzını açtı?

Arkadaşlar sordular, '' yani sen şimdi o kadına hak mı veriyorsun? '' dediler. '' Söylediklerinde sonuna kadar haklı. Ben de, biz de onun gibi düşünüyoruz ama televizyon ekranında o cümleleri kurarken biraz daha seçici olabilirmiş '' dedim ki bence doğru yorum bu olmalıdır. BursasporTv ve kulübün koyduğu sert tavır da doğru bir tavır değildir bana göre.

Olaylar yatıştı, televizyon o veya bu şekilde özür diledi, lanse edilen biçimi doğruysa eğer Seda Çapçı'nın görevine son verildi vs vs derken, bu defa da ne hikmetse bahsi geçen kesim ( Bursa'da yaşayan Trabzonlular'ı kasdetmiyorum, Bursa'da yaşayıp Bursaspor'a, Bursa'ya ve Bursalı'ya küfreden kesimden bahsediyorum ) bir protesto yürüyüşü planlıyor. Normal bir protesto yürüyüşü değil ama bu, forumlarında, sosyal paylaşım yerlerinde yazdıklarını görseniz eğer '' öc almaya, kenti karıştırmaya geliyorlar '' dersiniz. Ama ne oluyor, çıkan kişi sayısı belli. ( aslında bu sayı, kendi kesimlerince de haklı bulunmadıklarını gösterir ) Ve beklendiği gibi olaylar yaşanıyor, fiili saldırı boyutu büyük oranda emniyet tarafından engellenmiş olsa dahi, sözlü saldırıya uğruyorlar. Zaten protesto eylemi yapabilecek sayının çok çok altında olan grup, dağılmak zorunda kalıyor.

Video paylaşım sitelerinde, sosyal paylaşım sitelerinde Seda Çapçı'ya edilmedik hakaret kalmıyor.

Tam olaylar duruldu, durulacak derken, birileri olayın boyutlarını değiştirme uğraşısına son sürat devam ediyor. Hıncal Uluç ve Mehmet Aslan'ın programlarında sarfettikleri cümlelerden bahsediyorum. Zaten hiçbir zaman Bursaspor taraftarııyla yıldızı barışmamış olan, Bursaspor ile ilgili her konu açıldığında Bursaspor'un başarısından çok Bursaspor'un taraftarıyla arasında geçen olayları anlatan Uluç, yine aynı konuya giriyor ve '' sabahlama dönemleri '' ni anlatmaya başlıyor, yaşananlar sadece Bursa'da yaşanmış gibi. Mehmet Aslan ( ki severek takip ederim ) da, gazeteci olması sebebiyle ilk, doğru haberleri alan insan olması gerekirken, kulaktan duyma aldığı bilgiler üzerine konuşmaktan hiç çekinmiyor ve tüm olayı Engin Baytar'a bağlıyor. '' Sevinme hakkınız da mı yok? '' diyor. Yanından da cevap geliyor; '' Bursa'da üzülme hakkın dahi yok! ''

Peki hiç kulak verdiniz mi, o tartıştığınız Seda Çapçı, yaşananların ardından ne diyor?
Çapçı, Bursasporum.com sitesinin forumunda konu ile alakalı olarak açık ve net biçimde şunları yazdı;
'' Dedim ki; "Bursa'da yaşayan ve Bursa'ya küfreden Trabzonspor taraftarları..." Sözüm onlaraydı...
Karadeniz'e, Trabzon'a, Trabzon'un insanına, otobüslere doluşarak Trabzon'dan kalkıp gelen Trabzonlular'a lafım yok. Helal olsun, takımını desteklemek için üşenmemiş kalkmış gelmiş. Buraya kadar lafım yok. Hatta onlar üzerlerine alıp, alındılarsa da özür dilerim.
Benim lafım, Bursa'da yaşayan fakat benim şehrimin insanına, bilhassa erkeğine küfür eden, zan altında bırakan Trabzonspor taraftarına... Ben sokak röportajlarına çıktığımda gözlerimle gördüm. Kapalıçarşı'da bitişik iki dükkan. Birinin sahibi Bursalı, diğerininki Trabzonlu... Öğle yemeğini beraber yiyorlar. Sefertasına yemek koymuş hanımları. Bakkaldan ekmek almışlar, bölüyorlar ortadan beraber yiyorlar. Paraya sıkışmışsa biri diğerine borç veriyor. Gözleri doluyor insanın.
Buraya kadar böyle...
Sonra o adam, yani Trabzonlu olan, o maça geliyor ve daha 2 gün evvel ekmeğini bölüştüğü adama "Dünya yerinden oynar Bursa'dan erkek çıksa" diye tezahürat yapıyor. Ay, ayol Bursa, Bursa" diyor. Ve daha neler neler diyor. Bu da benim ağrıma gidiyor. Gitmesin mi? Bu durum beni üzüyor, üzmesin mi? O tribünde küfür eden başka bir takım taraftarı da olsa yine aynı şeyleri söylerdim. Arkasında "Bize her yer Trabzon" yazan tişörtlerle dolaşanları, maç sonrası şehir merkezinde göremedim. "Acaba neden?" diye sordum. Ne erkek Fatmalığım kaldı, ne kabadayılığım. Zaten maçı 2-0 almışsın, lider olmuşsun, hakkını vermek gerekir ki, iyi de futbol oynamışsın. Buraya kadar kabul. Neden bu haldeyken hâlâ bu memleketin erkeğine, (Belki kapı komşun, belki damadın, belki kayınçon, belki bacanağın, belki çocuğunun öğretmeni, belki yakın arkadaşın vs... vs...) ağır ithamlarda bulunarak küçük düşürücü söylemlerde bulunuyorsun. Bu tahrik değil de ne? Sevin, çoş, hakkın. Maçı kazanmışsın. Ama o lafları sıralama. Benim içime sindiremediğim bu. Kulübüm adına üzülürüm. Karadenizli olup da, asla bu tavırlar içinde olmayan vatandaşlarımız için üzülürüm. Ama olayın özü vefa denen şey. Ekmek yediğin şehre ve insanına biraz saygı. Kastettiğim buydu. Kimse benim şehrime, benim takımıma, benim şehrimin insanına laf söylemesin. Bunu istemeye de hakkım var sanırım. ''

Tarafsız yazmaya çalışan ve yazdığını da düşünen birisi olarak, kusura bakmayın ama bu konuda tarafsız olamayacağım. Seda Çapçı, tümümüzün içinden geçenleri söylemiştir. Maçtan sonra yaptığımız radyo yayınında, takipçi sayısı oranlanacak ölçüde dahi olmamasına karşın bu sözleri sarfetmekten kaçınan ben, o sözleri sarfettiği için teşekkür etmiyorum ama cesaretine, Bursasporlu'luğuna hayran kaldığımı söylemek istiyorum.

Olay, bundan ibarettir dostlar.

Gökhan Sezer

0 yorum :