On 25 Kasım 2010 Perşembe 0 yorum

Dün akşamki Valencia karşılaşmasını anlatmak, herşeyden önce bir Bursaspor taraftarı olarak bana oldukça zor geliyor. Bu sonuç nasıl özetlenir bilmiyorum, ama yazmak gerek karınca kararınca.


Başkası olmak

Maçın skoruna, maçta yaşananlara ve Avrupa sahnesine veda edişimize değinmeden önce söylenmesi gereken üç-beş şey var bana göre.

Bursaspor, sezon başlangıcında hiç dillendirmediği ve başarılı gidişe rağmen de -büyük bir hedef olmasından kaynaklı olarak- belirli bir haftaya kadar dillendirmekten kaçırdığı '' şampiyonluk '' hedefine, daha önceki dönemlerde hiç zorlamamış olmasına rağmen birden ulaştı. Bunun sonuçları, lig açısından her yönde olumlu gibi gözükse de Avrupa'ya yansıması o denli olumlu değil hatta gördüğünüz üzere; olumsuz.
Ligde, daha önceki dönemlerde yakınlarına bile yaklaşamadığın şampiyonluğu elde ediyorsun ama bu başarı sayesinde gittiğin devler arenası; Şampiyonlar Ligi, belirli bir Avrupa tecrübesini gerektiriyor.

Kadroda yer alan belirli futbolcuların Şampiyonlar Ligi ve yeni adıyla Avrupa Ligi tecrübeleri olsa da, takımın oyununa ve başarısına etki edecek derecede bir tecrübeden bahsetmek imkansızdı. Nitekim, takımın Şampiyonlar Ligi'ndeki en tecrübeli ismi olan Vederson'un yaptığı hatalar bunun en net örneğidir.

Tüm bunlar, sizin Avrupa'da başarısız olmanız için birer zemin hazırlayıcı etken sayılabilecekken, bir de yaklaşık 2 sezondur hiçbir maçta ödün vermediğiniz ( 1-2 istisna maç haricinde ) oyun sisteminizi Şampiyonlar Ligi için bozmak durumunda kalıyorsunuz, sebebi; kadro yetersizliği. Bunun oyuna etkisi de her anlamda olumsuz. Aslında yapmanız gereken -zaten Şampiyonlar Ligi gibi bir arenayı, daha hiçbir maça çıkmadan gözünüzden silmiş olduğunuzu cümle alem anlamışken- kendi oyununuzu oynamak ve bu sisteminizden ödün vermemektir. Başarısız olacaksanız eğer, kendiniz olarak başarısız olmalısınız. Kendiniz olursanız eğer, işleyen sistem bakarsınız rakip tanımaz ve başarı geliverir. Bu sene için gelebilir miydi, bence de hayır ama gerçek Bursaspor'u izlemeden gelen başarısızlık, normal bir başarısızlıktan daha fazla koyuyor adama.

Erken gol ve son vuruş, işte tüm mesele bu

Bölümün başlığı sanırım gayet net ama yine de devamını getirmek gerek.

Şampiyonlar Ligi'nde oynadığımız maçlarda yediğimiz erken gollere dikkati çektik devamlı. Kaç farklı yenilirsek, ne sonuç alırsak alalım tek etkenin erken yenen goller olduğunu vurgulamaya çalıştık ama bir türlü çözüm gelmedi, Bursaspor bu durumun önüne bir set çekemedi.

Zaten tecrübesiz ve Avrupa'da oynanan futbolun ligimizle uzaktan-yakından alakası olmadığını yeni yeni gören ve yaşayan bir kadro yapısına sahip Bursaspor'un bir de erken goller yiyerek geriye düşmesi, moral bozukluğu hakimiyetinde geçen 90 dakikalar yaşattı hem sahadaki futbolculara, hem kulübeye hem de taraftarlara. Moral bozukluğu denen şeyin de -sadece futbolda değil, her alanda- bir konsantrasyon bozukluğu yarattığı gerçekliği var. Bursaspor, her şeyden önce bu duruma yenildi.

Bir diğer konu da, son vuruş eksikliği.
Her yönüyle ilk olan karşılaşmada, Valencia'a karşı ilk dakikalara henüz bir gol gelmemişken Valencia kalecisi Cesar'ın kurtardığı kafa vuruşu, Bursa'daki Manchester United karşılaşmasında yine gol gelmemişken kaçan pozisyonlar ve son olarak dün akşam kaçan 2 net gol pozisyonu. Hepsini kaçıran futbolcuların da farklı farklı futbolcular. Demekki burada sadece bir futbolcudaki son vuruş tecrübesizliği-beceriksizliğinden ( veya her ne derseniz deyin ) bahsetmek doğru olmaz. Hücum hattındaki oyuncuların seçimi-transferi-antrenman şekilleri ve çalışma yönetimlarindeki bir sorundan bahsetmek bana göre bu durumda daha doğrudur.

Dikkat ettiyseniz, kaçan goller konusunda bir futbolcu ismi vermedim, bilerek vermedim. Ama hepinizin aklına, ilk olarak Sercan Yıldırım gelecektir ve onu kasdettiğimi düşüneceksiniz. Ben, Sercan'ın son vuruşlarda yaşadığı sorun konusunda fazla konuşmayacağım ama dünkü skorun, maçın başında kaçırdığı pozisyona bağlanmasını bir haksızlık olarak görüyorum. Üstüne üstlük, Sercan'ın o pozisyonda bir hatası olduğunu da düşünmüyorum. Direği yalıyarak ağlarla buluşmayan bir top hakkında tek bir söz edilebilir; şans!
Kim bilir o top 2-3 cm daha kavisli gitse ve ağlarla buluşsa Sercan'ı nasıl bir kahraman ilan edecektik, bunca sövme, sayma, söylem 2-3 cm sebebinden mi?

Batalla ve ilk gol; tarihe geçen sihirbaz...

Maç öncesi yazdığım yazıda, maç öncesi Ertuğrul Sağlam'ın kafasındaki en büyük düşüncenin ve tartışma konusunun Batalla ile İnsua arasından hangisinin oynaması gerektiği konusu olduğunu düşündüğümü belirtmiştim.
Sağlam'ı çok zor bir seçimin beklediğini ve oyunun kaderini de bu seçimin belirleyeceğini iletmiştim kendimce. Ya orta sahada takıma hız kazandıracak, kontratak ustası diyebileceğimiz ve top kovalayacak ancak maçın temposuna göre kısa sürede oyundan düşebilecek, fiziksel bakımdan dayanılırlığı tartışılır olan Batalla'ya şans verecek ya da oyunu kontrollü oynamanıza yardım edebilecek, şapkadan tavşan çıkartabilecek yeteneklere sahip olan ancak top kovalamayan İnsua'yı sahaya sürecekti. '' Bu seçimde diğer dikkat edilmesi gereken husus da söz konusu iki oyuncunun Ergiç ile uyumu olmalıdır ki avantajlı olan taraf, tartışmasız bir üstünlükle Batalla'dır '' diyerek de kendi düşüncemi söylemiştim. Nitekim, dün akşam bu seçimin sonucunu yaşamıştır bana göre Bursaspor.

Takıma tam alıştı dediğimiz anda hiç beklenmedik hatalar yapan, takımla uyumsuz bir performans sergileyebilen İnsua'nın tercih edildiği karşılaşmada, oyunun temposunu olabildiğince üstte tutma konusunda uzman olan İspanyol temsilcisine karşı orta sahada hiçbir direnç gösteremedik, hallaç pamuğu derler ya hani; öyleyd dün akşamki orta sahamız ta ki oyun rölantiye alınmış ve Batalla oyuna girmiş olana kadar.

Orta sahadaki sorunu, Ergiç'i oyundan alarak bir nebze de olsa Ergiç'in performansına bağlamış olduğunu gösteren Sağlam, bana göre daha sakin olsaydı eğer Ergiç'in sorununun İnsua ile uyum içerisinde oynayamamasından kaynaklanan bir sorun olduğunu görebilirdi. Tercihini, Batalla gibi formda bir isimle süper uyum içerisinde olan Ergiç'i sahada tutup İnsua'yı çıkarmak yerine, Ergiç'i kenara almakta buldu. Bana göre Sağlam'ın dün akşamki tek hatası budur.

Batalla, oyuna girdikten sonra orta sahaya bir hareketlilik getirdi her zamanki gibi ve sonucunda da o beğenilmeyen Sercan'ın asistiyle topu ağlara göndermeyi başardı. Sihirbaz yine yaptı yapacağını, tarihe geçti ama bunun mutluluğunu dahi yaşayamadı skor sebebiyetiyle, üzücü bir durum.

Yanlış adres


Ertuğrul Sağlam'ın maç sonu demeçlerini hepimiz gördük veya duyduk, bir şekilde bilgi sahibiyiz o konuda.
Bir fatura ödenecekse kendisinin ödeyeceğini ve gerekeni yapacağını iletmiş Sağlam. Kayseri ve Beşiktaş maçlarından sonra bir takım gelişmeler yaşanacağını çıtlatmış ufaktan.

İstifa sözcüğü geçmese bile, '' bedeli ben ödeyeceğim '' demesi kuşku uyandırıyor. Umarım bir istifa geçmiyordur kafasından ki geçiyor olsa dahi taraftarın kendisine ve takıma vereceği, arttırarak vereceği destek bu düşünceleri parçalarına ayıracaktır.

Ödenmesi gereken bir fatura varsa eğer, başka adres ödemelidir. Adres, Sağlam değildir.
Sağlam'ın verdiği listeden sadece 1 oyuncuyu  alabilen yönetim bu sorumluluğu üstlenmesini bilmelidir ki bu fatura da kim için olursa olsun beraberinde bir istifa getirmemeli, yıllar sonra yakalanan yönetmsel istikrarı da zedelememelidir.

Gökhan Sezer

0 yorum :