On 13 Nisan 2012 Cuma 0 yorum




Bu yıl iki kere yenildiğimiz Sivas karşısında böyle bir galibiyeti hiç kimse beklemiyordu sanırım. Açıkçası şampiyonluk senesinde yapılan 30 bin kişilik İstanbul ve 10 bin kişilik Ankara, 5 bin kişilik Kayseri çıkarmalarının takımın psikolojisini olumsuz etkileyip, onların omuzlarındaki yükü anlamsızca arttırdığını düşündüğümüzde bu maça dair kuşkularım artıyordu kendi adıma. Gerçi Bursa'daki maçtaki Göçek etkisini de göz ardı etmemek lazım ama yine de kolay gol yemeyen, hücum hattında en fazla çabuk oyuncu barındıran takımına karşı Bursasporumuz'un işi hiç de kolay değildi. Ama futbol bu, dünyanın en basit aynı zamanda da en zor oyunu. Müsabakaların içindeki küçük anların bu kadar etkili olduğu başka bir oyun yok zaten dünyada, diğer takım sporlarına nazaran futbolda büyük sürprizler daha sık görülüyor, o yüzden de futbol hepsinden daha popüler, o adrenalin duygusu zaten insanlara cazip gelen.

Dün oynanan maça etki eden bana göre iki kırılma anı vardı. Bunlardan ilki yayıncı kuruluşun Avrupa Ligi Play-off'una kalan takımlarının çalıştırıcılarının katıldığı programın bu maçın öncesinde gerçeklemiş olması. Ne alaka diyenleriniz olabilir ama Rıza Çalımbay'ın o akşam "Yılın Takımı Biziz" gibi bir çıkış yapınca bizim maça da o gazla çıktılar. Hatırlayanlar vardır bu sezon Bursa'daki maçta Sivas tamamen oyunu kendi yarı alanında kabul edip, sadece kontra atak yapmayı düşünerek oynamıştı, bizi de durdurmanın en kolay yolu bu zaten. Böyle oynayarak bayağı da etkili olmuşlardı, 3-4 tane de net gol kaçırmışlardı falan filan. Dün akşam Rıza Çalımbay'ın içtiği cesaret hapı bir nevi intihar oldu onun için. İkinci kırılma anı da maçın hemen başında Batalla'nın kafasıyla bulduğumuz gol. Farkettiyseniz herifin o kafa golleri girince maçların ibreleri bize dönüveriyor bir anda, ama Antep maçındaki gibi kaleyi sıyırıp dışarı çıkarsa işimiz zorlaşıyor.

Tabi bir de N'diaye etkisi vardı ki anlatmakla bitmez. Geldiğinden beri en iyi maçlarından birini oynadı. Önde müthiş bastı, korkmadan şut attı, bir sağ kanattan bir sol kanattan hücuma katıldı, isabetli ortalar yaptı. Adam kısacası kapasitesinin %100'ünü yansıttı sahaya. Adem de kusursuz oynadı, çok kritik zamanlarda kritik toplar kaptı. Ama şöyle bir ayrıntı var, biz ondan İvan Ergiç gibi oynamasını beklerken o Hüseyin Çimşir gibi oynamaya başladı. Carson artık bizim lige iyice alıştı, yan topları tereddüt etmeden çıkıp almaya başladı. Serdar Aziz de uzun süren bocalama döneminden sonra dün bayağı toparlanmış bir görüntü sergiledi. Serdar'ın partnerliğini yapan kaptanlar Ömer-İbrahim ikilisi için de söylenebilecek en güzel söz, al birini vur ötekine. İbrahim ilk yarıda kendi kalemize atıyordu golü, Carson çıkardı, Ömer'in pozisyonunda ise Carson'ın yapacak bir şeyi yoktu. Stepanov da yabancı kontenjanına takıldığından oynayamıyor. Savunmanın kanatlarında Basser-Hakan ikilisi hatasız oynadılar, sadece Hakan'ın biraz daha topu ayağından çıkarma zamanlamasını ayarlaması gerekiyor. Sestak bildiğimiz gibi, çok çalışıyor ama hep bir şeyler eksik. Vederson da önde oynamaya alıştı tam olarak, tam kanat oyuncusu gibi değil de sol iç gibi oynadı daha çok, rakibin hücumlarında Adem-Ndiaye ikilisini destekledi. O ortaya yaklaştığında Pinto sola yakın oynadı. Zaman zaman en önde Pinto-Batalla-Sestak ile 4-3-3 görüntüsüne büründü takım. Sivas'ın orta sahadaki etkinliğini Ertuğrul Sağlam bu şekilde çare bulmuş ve çok da başarılı oldu onun bu düşüncesi.

Kısacası taraftarından, teknik ekibine, futbolcusuna kadar herkes dün akşam görevini eksiksiz yerine getirdi dün akşam. En son 1986'da kazandığımız kupaya sadece 2 adım kaldı. Şimdi ki rakip yine ligde yenemediğimiz Eskişehirspor. Maç yine tarafsız sahada oynanacak.
Bana kalırsa Eskişehir'de oynayalım, stadı yarı yarıya bölsünler biz gideriz yine 7500 kişi, onlar zahmet etmesinler.
En azından feribot meribot uğraşmayız bari.
İkişer saatte gider geliriz, Eskişehir şuracık zaten, 150-160 km en fazla.

0 yorum :